|
Sözlük anlamı fakirlere yapılan yardım. Eskiden dilencilere verilirdi. Dilenmek ayıp sayılırdı. Son zamanlarda bazı ulemalarımızın fetvası ve de büyüklerimizin teşvikiyle ayıp olmaktan çıkarıldı. Hatta dilencilik ve sadaka sözcükleri siyasete bile sokuldu.
Önceleri sadece ramazan aylarında iftar çadırlarında yemek dağıtılarak başlatıldı. Daha sonra kumanya ve gıda yardımı adı altında toplumun nabzı ölçüldü. Tepkinin gelmediği hatta büyük ölçüde talebin olduğu saptanınca kurumsallaştırıldı.
Eskiden de işçi, küçük esnaf, köylü, memur ve emekli kesimleri geçim sıkıntısı çekerdi. Maaşlar ve gelirler yetersizdi. Aile bütçeleri açık verirdi. Ama her şeye rağmen yine de bir şekilde idare edilir, kimseye el açmadan geçinip gidilirdi.
Enflasyon oranları hilesiz hesaplanır, her yıl enflasyon oranına göre maaş ve ücretlerde artış yapılırdı.
İşçi, memur ve emekli, maaşının kaç para olduğunu kuruşuna kadar bilir, maaş artış hesabını yapar, zamlı maaş eline geçtiği zaman yaptığı hesabın doğru olduğunu görürdü.
Zamlı maaşlar birkaç aycıkta olsa insanlara rahat nefes aldırır, aile reislerinin yüzünün gülmesini sağlardı.
O yıllarda genellikle koalisyon hükümetleri iktidarda olurdu. Koalisyon ortağı partiler sahip oldukları kısıtlı seçmen desteğini kaybetmemek için maaş artışlarında bonkör davranır, ortağı otuz diyorsa onlar elli derlerdi. Maaşlar her yıl belli oranlarda artardı.
Nerdeyse son on yıldır maaşlar mehteran bölüğü gibi bir öne iki geriye gitmeye başladı. Her yıl eski rakamlar kadar olmasa da yine artış yapıldığı söylendi ama zamlı maaşı eline alan işçi, memur ya da emekli (her neyse) apışıp kalakalmaya başladı. Çünkü zamlı olduğu için bir önceki aydan daha fazla olması gereken para miktarının fazlalık bir yana daha az olduğunu görür oldu! Sorulduğunda bunun neden böyle olduğu cevap hazırdı:
Hastaneye gitmişsinizdir, ilaç almışsınızdır vs. vs. vs.
Maaşlar niçin eskisi gibi arttırılmıyor diye sual edildiğinde el cevap hazırdı:
Enflasyon yüzde yetmişlerden tek rakımlı hanelere düşürülmüştü de ondandı.
Yahu nasıl olur, geçen sene dört yüz kuruş olan ekmek bu yıl sekiz yüz kuruşa çıktı, hem de küçüldü, doğalgaza, elektriğe, suya, şekere, çaya, akaryakıta yüzde seksenden fazla zam yapıldı, enflasyon nasıl olurda tek haneli rakamlara düşer dediğinizde, kırk yılda bir satın alıp kullandığınız beyaz eşya, elektronik eşya ve pırlanta fiyatlarındaki düşüşten söz edildi. İstatistikler böyle denildi.
Yahu istatistik dediğiniz şey her ay pırlanta alanla hayatı boyunca hiç almayanı, her gün et yiyenle ayda bir et yiyeni ayni kefeye koyan abuk sabuk bir şey! Böyle hesap kitap olur mu deseniz de fayda etmedi.
Fiyatlar durmadan artıyor ama maaşlar yerinde sayıyor, demeniz de!
Gelelim sadaka meselesine! Önce Fak Fuk Fon diye bir şey icat ettiler. Arkasından Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma dediler. Sözde, çalışamayacak durumda olan yaşlı, hasta, dul, yetim velhasıl yardıma muhtaç olan tüm vatandaşlar korunup kollanacaktı. Amaç buydu. Sosyal güvencesi olmayan bu insanlara sağlık sorunlarını gidermeleri için yeşil kart çıkartıldı. Yaralarına merhem olsun diye ufacıkta olsa bir maaş bağlandı. Aydan aya gıda yardımı yapıldı. Başlangıçta bu böyleydi tabii!
Sosyal güvence altına alınacak vatandaş sıkı bir taramadan geçiriliyor gerçekten yardıma muhtaç olup olmadığı en ince detaylara kadar inceleniyordu. Tapuya soruluyor, nüfusa, soruluyor, yakınları araştırılıyor, gerçekten hiçbir sosyal güvencesi yoksa ve gerçekten yardıma muhtaçsa sosyal yardım şemsiyesi altına kabul ediliyordu.
Keşke hep böyle gitseydi.
Gitmedi tabii..
Suiistimaller başladı. Pasta büyüktü, kontrolü ve denetimi mümkün değildi. Keyfilikler ve adam kayırmalar başladı. Yardımlar seçim kozu olarak kullanılmaya başlandı. İşte son birkaç yıldır hepimizin gözü önünde cereyan eden kömür dağıtımı rezaleti. İşte geçen yıllarda ekranlardan seyrettiğimiz bazı Güneydoğu ve Doğu illerimizde sosyal yardım diye dağıtılan beyaz eşya, mobilya, yatak yorgan görüntüleri.
Doğuya gittiniz mi diye soruyor Sayın Başbakan! Tunceli’yi gezdiniz mi? Diyor. Oradaki yoksulluğu gidip görmeliymişiz. Yoksulluğun sorumlusu oraya gerekli yatırımı yapıp işsizliği önlemeyen yöneticiler değil de bizmişiz gibi biz azarlıyor. Su şebekesi olmayan köyde bulaşık makinesi elektriği olmayan beldede buzdolabı dağıtarak yoksulluk önlenebilir mi diyenler münafık ilan ediliyor.
Batıda da yoksulluk diz boyu Sayın Başbakan!
Bir emeklinin anlattıklarını nakledeyim de dinleyin:
‘Yirmi yıl önce aldığı yatakta ne yay kalmış ne sünger. Geceleri bel ağrısından yatamıyormuş. Çaresiz gitmiş on iki ay taksitle bir yatak almış. Geçen yıl evine çektirdiği doğal gaz tesisatının taksitleri de hala bitmemiş. Doğalgazı son zamlardan sonra kullanamıyormuş. Doğalgaz bağlattıktan sonra gerek kalmadı diye kömür sobasını eskiciye verdiği için sobada kuramıyormuş. Nasıl ısınıyorsunuz sorusuna biraz elektrik sobası bir iki saat doğalgaz, daha çok battaniye altında diye yanıtlıyor. Bu emeklinin yardım dağıtan kurumlardan bir talebi var. Bir adet kömür sobası istiyor, yirmi torbada kömür ve de on iki taksitle satın aldığı yeni yatağına iki adet yastık istiyor. Şöyle iyice sinden iki yastık. Bu talebinin bir tür dilencilik olduğunu biliyor ama artık o da aldırmıyor. Nasıl olsa toplum olarak dilenciliğe alıştık diyor.’
İşte Batı’da yaşayan vatandaşların çoğunun ahvaline güzel bir örnek!
Seçimi meçimi bir yana bırakın Allah rızası için…
Tez elden vatandaşın geçim derdine çare bulun!
Necmettin Özdemir
|