Giriş



ZİYARETÇİ RAPORU

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün238
mod_vvisit_counterDün946
mod_vvisit_counterBu hafta5497
mod_vvisit_counterBu ay45663
JoomlaWatch Stats 1.2.8b by Matej Koval

Ülkeler

97.4%TURKEY TURKEY
1%UNITED STATES UNITED STATES
0.4%GERMANY GERMANY
0.1%UNITED KINGDOM UNITED KINGDOM
0.1%JAPAN JAPAN



KIBRIS BARIŞ HAREKATI PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfEn iyi 
Necmettin ÖZDEMİR
Necmettin ÖZDEMİR tarafından yazıldı   
Pazar, 28 Şubat 2010 12:22

--- DİKKAT.!. DİKKAT.!.

--- BU BİR TALİM DEĞİLDİR.!.

--- PERSONEL SAVAŞ YERLERİNE, PERSONEL SAVAŞ YERLERİNE

Yaşamlarının uzunca bir bölümünü savaş gemilerinde geçiren Donanma mensubu subay-astsubayların çoğu gemi hoparlörlerinden, başlıktaki anonsu hiç duymadan emekli olup, giderler! Onlar gerçekten şanslı askerlerdir! Çünkü savaş görmeden, savaşmak zorunda kalmadan üniformaya veda etmişlerdir!

Keşke dünyanın hiçbir bölgesinde de hiçbir asker böyle bir anonsun muhatabı olmasa!

Keşke askerler ne karada, ne havada ne de denizde savaşmak zorunda hiç kalmasalar!

Bu anonsu duymadan emekli olmak maalesef bana kısmet olmadı!

 

O güne kadar hep “Bu bir talimdir, bu bir talimdir, personel savaş yerlerine, personel savaş yerlerine” diye başlayan anonsu çok duymuştuk. Ve hoparlörlerden yayılan bu metalik ses kulaklarımızı tırmalamaya her başladığında hemen miğferimizi, can yeleğimizi alıp, süratle savaş yerlerimize geçmiş ve savaş yerlerimizi aldığımızı dâhili telefonlardan köprü üstüne rapor etmiştik! Sanki bu bir tür oyundu bizim için… Denizde ve limanda sık sık tekrarladığımız ve alışıp kanıksadığımız bir tür savaş oyunuydu!

Ama o günkü anons çok farklıydı!

Farklı olan sadece anonsta değildi!

Hava farklıydı, deniz farklıydı, gökyüzü farklıydı!

İçimde nedenini anlayamadığım bir sıkıntı vardı! Sanki genzime garip bir kan kokusu dolmuştu da dalga dalga genzimden tüm bedenime yayılmaya çalışıyordu.
Hayırlara yormaya başlamıştım ki ilk anda farkını hissettiğim ama farkının ne olduğunu anlayamadığım o anonsu duydum.

“Dikkat bu bir talim değildir! Personel savaş yerlerine, personel süratle savaş yerlerine” diyen sesin her zamankinden farklı tarafını kısa sürede tüm personel kavradı! “Talimdir”  ile Talim değildir” arasında çok büyük fark vardı!” Biri savaş oyununun diğeri ise savaşın ta kendisinin başlangıç buyruğuydu!
O sırada Uzun ada açıklarındaydık.

Takvimler 20 Temmuz 1974 tarihini gösteriyordu. Saatlerse gece yarısını!

(Savaş Emri) gelmişti. Asker çok süratli şekilde son hazırlıklarını tamamlayacak, sessizce, belirlenen mevzilerine doğru süratle hareket edecekti.
Zaten, çok önceden böyle bir olasılık için hazırlıklıydık. Yıllardır bu günü bekliyorduk. Emir geldiğinde, Deniz Kurdu Tatbikatı için Ege’deydik. Aslında bu tatbikat sırasında bir şeylerin olacağını hissediyorduk!

15 Temmuzda Kıbrıs’ta Darbe yapılmış, Nikos Sampson liderliğindeki EOKA-B örgütü ve Rum Milli Muhafız Birlikleri Makarios Hükümetini devirmişti. Darbeci Rumlar her fırsatta olduğu gibi Kıbrıslı Türklere saldırmaya, kadın, çocuk demeden masum insanları acımadan katletmeye başlamışlardı.

Bu bir istila değil bir barış harekâtıydı. Bunun bir barış Harekâtı olduğunu çıkarma gemilerimiz Girne plajına ilk kapağı açıp, deniz piyadelerimiz karaya ilk adımlarını attıkları sırada Başbakan Bülent Ecevit şu sözlerle tüm dünyaya ilan edecekti:

“Biz aslında savaş için değil, barış için, yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz. Türkiye’nin Kıbrıs’ta barış, kardeşlik ve özgürlük için giriştiği harekât, bu sabah erken saatlerde başlamıştır.” 

Çelik lümbuz kapaklarını, kapatıp tam karartma yaptıktan sonra “Vira Bismillah” deyip Ege’nin derinliklerine doğru dört koldan saldırdık.

Gecenin zifiri karanlığında, altında milliyeti meçhul onlarca denizaltının dolaştığı açık denizlerden geçip düşmanın karasularına doğru tam yol süratle seyreden bir savaş gemisinin personelinin yüreği hangi duygularla doludur dersiniz?

Korkuyor mudur?

Sevdiklerini bir daha görüp göremeyeceğini mi düşünüyordur?

Hain bir elin ateşlediği bir torpidoyla ya da serseri bir mayının patlamasıyla paramparça olup balıklara yem olacağını mı düşünüyordur?

Ben, Kod Adı Atilla Harekâtı olan bu savaşın başladığını öğrendiğim ilk anda neler hissettiğimi sonraları çok düşündüm. O anı yaşamasaydım can taşıyan birçok insan gibi bende korkacağımı sanırdım. Ama öyle olmadı! Biz bu günler için eğitilmiştik! Bizden savaşmamız istendiğinde ne olacağımızı, başımıza neler geleceğini hiç düşünmeden aldığımız emrin gereğini yerine getirmek zorundaydık. Bu nedenle korkmak gibi bir lüksümüz yoktu!

Gerçektende Yunanistan karasularına doğru yol alırken hiçbir arkadaşımın yüzünde korku izine rastlamadım.

Ege, bizim denizimiz olmuştu adeta! Bir tek Yunan gemisi çıkmadı karşımıza günler boyunca! Kuzey Ege’den Girit’e, Girit’ten Rodos’a doğru tam yol seyrederken dalgalarımız sürekli Yunanistan kıyılarını dövdü durdu! Ya biz “Çılgın Türkler idik.” Ya komşumuz çok çaresiz ya da korkaktı! Elimiz hep tetikteydi!

Öyle ki zaman oldu düşman uçağı diye yıldızlara ateş ettik! Zaman oldu çıkartma tatbikatı yapan kendi birliklerimizin üzerine yürüdük! Uyku nedir bilmiyorduk. Yemek-içmek aklımıza gelmiyordu!

Topçu askerimiz topbaşında, makineci askerimiz makine dairesinde gözleri açık olarak uyku ihtiyacını gideriyordu.

İlk Harekât 20 Temmuzda, başladı, Ada’nın stratejik bölgeleri ele geçirildikten ve Ada’da yaşayan Türklerin can ve mal güvenliği büyük ölçüde sağlandıktan sonra 22 Temmuzda BM Güvenlik Konseyinin 353 sayılı kararına uyularak, barış görüşmelerine başlamak üzere ateş-kes ilan edildi!

Cenevre’de barış görüşmeleri devam ederken Ege ve Akdeniz’de deniz ve hava ablukamız gevşetilmemiş aksine daha da sıkılaştırılmıştı. Bizim dolaştığımız sulara dost ya da düşman hiçbir yabancı güç girme cesaretini gösteremiyordu.

Gözümüz öyle kararmıştı ki düşmanın yapamadığını bizzat biz yaptık!

Koordinasyon bozukluğu ve muhabere yetersizliğinden Türk Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları düşman unsurları zannıyla Türk Deniz Kuvvetlerine ait olan savaş gemilerine saldırdı.

21 Temmuz 1974 günü Türk Donanmasının kara günü oldu! Maalesef, kendi uçaklarımızın bomba yağdırdığı Kocatepe Muhribi kendisine saldıran savaş uçaklarının Türk savaş uçakları olduğunu bildiği için savunma yapmadı ve aldığı yaralar nedeniyle denizin üstünde tutunamayarak 54 personeliyle birlikte battı.
Can dostum, sınıf arkadaşım Yahya Bakır’da şehit olanlardan biriydi! Gençti, yiğitti, yaşam doluydu! Tıpkı diğer 54 şehit gibi!

Vatan uğruna öldüler! Ama onların ölümlerinden sorumlu olanlar maalesef ne sorgulandı ne de cezalandırıldılar! Hatta bazıları ödüllendirildi, Kıbrıs gazisi ilan edildiler!

Kocatepe’nin batması üzülmemize, kahrolmamıza neden olduysa da görev aşkımızı ve sorumluluğumuzu tüy kadar bile etkilemedi! Günlerce karaya ayak basmadan, ailelerimizden, yakınlarımızdan iyi ve kötü hiçbir haber almadan, hatta o yıllarda sigara içmek pek moda olduğu için çoğumuz sigara içtiğimiz halde gemilerimizde tek dal asker sigarası bile kalmamasına rağmen yine de moralimizi en üst noktada tutmayı becerebilmiştik.

Belki şimdiki gençlere anlattıklarım garip gelebilir! Ailelerimizle iletişim kuramadığımız söylemimde biraz abartı olduğunu düşünülebilirler! O zamanlar şimdiki gibi ne cep telefonu, ne uydu telefonu ne de televizyon vardı. Bir arkadaşımız evinden ayrılırken eşi hamileydi. Evine döndüğünde eşinin iki ay önce doğum yaptığını ve doğan çocuğunun bir ay önce hastalanarak öldüğünü öğrendi! Ne doğumdan ne de ölümden haberi olmuştu!  O yıllarda olanaklar işte o kadar kısıtlıydı!

Bizim nesil ve bizim alt ve üst dönemlerimiz Kıbrıs nedeniyle çok acı çekti! Çok Mersin, İzmir ve Çanakkale nöbetleri tuttu. Aylarca evlerinden, çoluk çocuklarından ayrı kaldı. Bizimle birlikte ailelerimizde ayni sıkıntıları yaşadı.

Neyse,  biz tekrar 1974’ün o sıcak günlerine göz atmaya devam edelim. Birleşmiş Milletlerin gözetiminde devam eden Cenevre Konferansına Türkiye adına katılan Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Rumlarla anlaşmanın mümkün olmadığını, konferansın çıkmaza girdiğini, Rum Milli Muhafız Alayı ve EOKA-B örgütünün ele geçirdikleri Türk Bölgelerini tahliye etmedikleri gibi ellerindeki esirleri de serbest bırakmadıklarını görünce Harekâta kaldığı yerden devam anlamana gelen “Ayşe Tatile Çıksın” parolasını Ankara’ya gönderdi!

13 Ağustos’ta 2. Harekât başladı. Türk Birlikleri tekrar ilerlemeye başladı. 16 Ağustos’ta Lefke ve Magosa’nın ele geçirilmesiyle son buldu!
Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türk birlikleri 415 karacı, 65 denizci, 5 havacı 13 jandarma olmak üzere toplam 480 şehit verdi. 1200’de yaralımız vardı.
Aradan tam 36 yıl geçti! Kıbrıs sorunu hala güncelliğini korumaya devam ediyor ve hala çözümlenemedi!

Biz dört aya yakın Ege’de Akdeniz’de gece gündüz dolaşarak sınırlarımıza bir tek düşman unsurunu yaklaştırmadık. Benim görev yaptığım savaş gemisi 45 mil sürat yapan küçük ama manevra ve denize dayanıklılık kabiliyeti çok yüksek olan bir hücumbottu (Şimşek Hücumbotu). Üssümüz olan Umuryeri’nde karaya ilk adımımızı attığımız zaman karada yürümeyi unutmuş olduğumuzu gördük. Sakallarımız uzamış, saçlarımıza kırlar düşmüştü! Ama mutlu ve huzurluyduk. Görevimizi yapmış olmanın iç huzuruyla vicdanımız rahattı.

Ama bir süre sonra pek çok üzüldüğümüz bir olay oldu. Biz aylarca Yunanistan karasularının sınırında, Yunanistan kentlerinin ışıklarını seyrederek görev yaptığımız halde Mersin’de arızalı olduğu için yatan gemilerde ve Ankara’da karargâhlarda görev yapan bazı personele Gazilik beratı verildiği halde Ege’de namlunun ağzında görev yapan bizlerden bu şerefi esirgediler.

Biz askerdik ya! Emir kuluyduk ya! Bizim kendimizi savunacak dilimiz olmadığı gibi biz savunacak kimsemizde yoktu ya!

Her zamanki gibi sustuk ve kaderimize rıza gösterdik!

İşte yaşamımızın güzel bir sayfası!

İşte yaşamımızın özel bir sayfası!

İşte yaşamımızın onurlu ama çok acı sayfalarından biri!

Necmettin ÖZDEMİR
Emekli Deniz Astsubay
İzmit 2010



 

Lütfen yorum için kayıt olun

Yorumlar (4)
4 Salı, 02 Mart 2010 22:11
Mustafa SEVİMLİ
Evlenme tarihi birincisine ve ertelenen ikinci tarih de ikinci harekâta denk gelen bir arkadaşımız, düğün davetiyesi yaz-boz tahtasına dönünce neredeyse evlenmekten vazgeçecekti.

Nikâh günü iki harekâtın arasına denk gelen bir arkadaşımız da inzibat astsubayının nezaretinde nikâha gidip, hemen görevi başına geri dönmüştü.

Harekâttan sonra bazı arkadaşlarımızın çocukları simasını unuttuğundan, yabancılaşarak, babasını yadırgamıştı.

Hepsi yaşandı, zamanla küllendi ve unutuldu.

Selamlarımla / M.S / Mart'10
3 Salı, 02 Mart 2010 11:50
h.kocabas
Sayın Özdemir yeni görevinizde başarılar diler İnsanlığın Onur savaşına katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim.Bırakın Gazilik ünvanları onların olsun biz bu ülkeyi karşılıksız sevenlerdeniz.
2 Pazartesi, 01 Mart 2010 17:49
caho
Paylaşımınız için çok teşekkürler,yapılan haksızlığa çok üzüldüm ben harekatta 12 yaşında idim ve bizde ç.kalede yunan uçakları gelecek diye falan telaş olmuştuk yazınız beni o çocukluk günlerine götürdü sağolun....
1 Pazartesi, 01 Mart 2010 15:24
Mustafa SEVİMLİ
Sayın Arkadaşım,

Astsubayların sesinin duyulduğu yer www.emekliassubaylar net sitesine hoş geldiniz.

Yazı köşeniz hayırlı, uğurlu olsun.

Yazılarınızı ilgiyle okuyup, izleyeceğiz.

Teşekkürlerimizle.

Mustafa SEVİMLİ
Free template 'Feel Free' by [ Anch ] Gorsk.net Studio. Please, don't remove this hidden copyleft!