Giriş



ZİYARETÇİ RAPORU

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün242
mod_vvisit_counterDün946
mod_vvisit_counterBu hafta5501
mod_vvisit_counterBu ay45667
JoomlaWatch Stats 1.2.8b by Matej Koval

Ülkeler

97.4%TURKEY TURKEY
1%UNITED STATES UNITED STATES
0.4%GERMANY GERMANY
0.1%UNITED KINGDOM UNITED KINGDOM
0.1%JAPAN JAPAN



ANKARA'NIN IŞIĞINA BAK "kirpi dikenleri" PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 24
ZayıfEn iyi 
Mustafa SEVİMLİ
Mustafa SEVİMLİ tarafından yazıldı   
Perşembe, 11 Şubat 2010 12:56

 

ANKARA‘NIN IŞIĞINA BAK

“kirpi dikenleri”

Büyük şehirde yaşamak veya kısa bir zaman bulunmak birbirinden farklı olgulardır. Yaşadığımız yerde daha rahat oluruz, şartlarına alışkın olduğumuzdan daha az şey bizi rahatsız eder. Yorgunluğumuz daha az olur, telaşlanmayız ve kendimizi kolay ayarlar, zamanımızı iyi kullanırız.

Yabancısı olduğumuz bir ortamda birçok şey ilgimizi çeker. Bu da bizi fazladan yorar. Herkesin bizi fark ettiğini düşünürüz.

Benim için Ankara’nın hiç değişmediğini düşündüğüm ilgimi çeken, cevabını bulamadığım bir şeyleri hep olmuştur.

Kışın Ankara’ya gitmek istemem. Karlı bir gün ise, yüz metrelik bir yürüyüşte bir-iki kez düşerim. Benden başka düşen olmadığından bunun beni ele verdiğini düşünür, kendime kızarım. Gideceğim yeri, genellikle bir memura sorarım. Yerlisine sormak istemem. Buranın yerlisi olan birinin tarifiyle şimdiye kadar hiçbir yere ulaşamadım. İkinci bir kişiye sormak zorunda kaldım. Yerlisi, bilmediği halde çoğunlukla “dosdoğru gideceksin” şeklinde gösterdiğinden hep yolun sonundan geri döndüm. Beş yüz metre uzakta çok bilinen bir yere bile ancak birkaç kişiye sorarak ulaşabildim.

Eşimle beraber Ankara’da bir ziyaretimizde bir yere, sanırım beş kişiye sorduktan sonra varabildik. Son olarak sorduğumuz delikanlıya eşim esprili bir şekilde gözdağı vererek “bana bak delikanlı bu yere senin tarifinle varamazsak, geri döner gırtlağını sıkarım” şeklinde şaka yollu tehdit ettiğinden iyi bir tarifle zorlanmadan gidebildik.

Son Ankara seyahatimde, güzel havanın cazibesi ve kaybolma endişesiyle kaldığım yerden çok uzaklaşmadan yürüyerek kısa bir gezintiye çıktım.

Bana biraz ilginç gelen, trafik ışıklarının bulunduğu bir üç yol kavşağına geldim. İki yol, yokuş bir yerde birleştiğinden kavşak noktasında araçların ve yayaların birbirini ve ışıkları görmesi zor oluyor. Yokuş çıkan araçlar yüklü ise kırmızı ışık yanıyorsa da durmuyor, yoluna devam ediyor. Ben yayalar için yeşil yandığında karşıya geçerken, yolun yarısında, gelen araçtan zorlukla kaçabildim. Aracın sürücüsüne yeşil ışığı işaret ederken, yayalara kırmızı ışığın yandığı taraftan yaşlı bir teyze üç adım atlayan sporcu çevikliğiyle, yaklaşan dolmuşa adeta vücut çalımı attı, karşıya geçti.

Üç-beş dakikalık gözlemim sonunda, trafik ışığına uymanın, burada yaşayanların kendi aralarında uyguladığı geçiş düzenine zıt düştüğü, dahası tehlikeli olduğu sonucuna vardım. Karşıya geçiş için yayaları izlemek en uygun yöntem göründü.

Ben uzaklaşırken yaya ve araç geçişleri sorunsuz devam ediyordu. Şaşkın davranışım, benim buranın yabancısı olduğumu bir kez daha göstermişti.

Ankara’nın ışıkları;

Bu arada bazı meslektaşlarla görüşme, konuşma, tanışma fırsatımız da oldu. Tabi ki iyi oldu. Uzun zamandır görüşemediğimiz ve gıyaben tanıştığımız meslektaşlarla yüz yüze görüşme imkânımız oldu.

Özet olarak;

Camiamızı örten ölü toprağının atılması için; bölük-pörçük görünen meslektaşlarımızın birbiriyle diyalog kurması, el ele vererek, güç birliği oluşturmasının önemli olduğunu bir daha hatırladım.

Birçoğumuzu çepeçevre kuşatmış, bu soğuk zırhtan kurtulmadan, güç birliği oluşturmak bir hayal olarak kalır. Birbirimize yakınlaşmaya engel olan, sanal “kirpi dikenlerimiz” de öncelikle fark edilmeli…

İlk görev yaptığım birliğin bahçesi içinde yola bakar şekilde yerleştirilmiş;

“Birlik ve beraberlik ruhu, ilâhi kaderden başka her şeyi yener.” yazılı bir pano vardı. Pano, köşe dönüşüne baktığından geceleri araç ışıklarıyla hemen dikkati çekiyordu. Bir alışkanlık gibi her geçişte bu yazıyı okuyordum. Sanırım beni adeta hipnotize etmişti. Aradan kırk yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bu yazının anlamını unutmadım. Beni halen etkilediğini, önemsediğimi biliyorum.

>>> Ankara’nın ışıkları, “panodaki yazının anlamını” vermiyor.

>>> Önce “kirpi dikenleri” kırılmalı,

>>> Sonra...

Selamlarımla / M.S / Şubat’10

 

 

Lütfen yorum için kayıt olun

Yorumlar (3)
3 Cumartesi, 06 Mart 2010 20:55
dogan karaöz
TEMAD Sayın İÇER'i sahip çıksın koşa koşa üyelik kaydımı yaptıracağım. Saygılarımla.
2 Cumartesi, 06 Mart 2010 15:43
Yükselen Ses
.!QUOTE=Selçuk İÇER]OYAK KEPAZELİĞİ -2-

Geçen yıllarda Sn ULUSOY gazetelerde atıyordu kriz bizi etkilemedi kar oranımız bilmem kaç milyon dolar diye o dönemde maaşlarda %30 düşüş gerçekleşti bu yılda aynı durum yani iki yılda % 60 yakın kayıp. Madem kar oranlarınız düşük üyelerinize veremiyorsunuzda ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNE, ÇAĞDAŞ YAŞAM'A TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİNE, ASAM İSİMLİ KURULUŞA ÜYELERİNİZE AİT MİLYONLARCA LİRAYI PEŞKEŞ ÇEKİYORSUNUZ? Yönetim Kurulu üyeleri İstanbul'un en gözde semtlerinde villalarda ikamet ediyor, altlarında lüks araçlarla saltanat sürüyor, General ve Subayların çoluk çocuğunu, gelinini damadını istihdam ediyor, kendilerinide yan şirket ve kuruluşlarda Yönetim Kurulu üyesi yapıyorlar..

Kar oranı düşük bir kuruluşta bu işler nasıl gerçekleşebiliyor. Gaye bellidir mesele OYAK'I arpalık görmek ÜYELERİN PARASIYLA SALTANAT SÜRMEKTİR. Kanun yasa tanımayan bu zihniyetler İNSANLIK SUÇU işledikleri cihetle TEMAD yönetimi tarafından açılan dava neticesinde AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNDE YARGILANMAKTADIRLAR. Bu keyfi davranışların hesabı sorulmadığı tepkisiz ve sessiz kalındığı müddetçe HER KONUDA OLDUĞU GİBİ bu konudada E.Assubayların mağduriyetleri devam edecektir. Dünya Orduları içerisinde hem patron hemde Genel Kurmay Başkanı olan varmıdır? Para var sonsuz yetki ve makam var. Kullan kullana bildiğin kadar. Ordunun Yardımlaşma Kurumu sanki babalarının çiftliği at oynatıyorlar. Gözlerimizin içine baka baka. Hemde pişkince. Hala Yönetim Kuruluna Üye Assubay almamakta direnerek.

Bu günler OYAK'ın son günleri bu saltnatı Avrupa Birliği bitirecek BU ZULÜMDE SONA ERECEK.. Mazlum Assubayın üç beş kuruşunun üzerine çöken kendi çıkarlarına kullanan asalaklara kan emicilere yazıklar olsun..Saygı ve selamlar...[/QUOT

TEMAD Sitede yayınlanan bu yazımdan dolayı OYAK GENEL MÜDÜRLÜĞÜNCE Ankara 6.SULH HUKUK MAHKEMESİNE; "OYAK'ın tüzel kişiliği, faaliyetleri, yöneticileri ve taraf olduğu dava ve işlemleri hakkında gerçeklere aykırı, hakaret içeren kamuoyunda ve bu internet sitesini ziyaret edenlerde yanlış kanaatler uyandıracak ve aynı zamanda da HAKSIZ REKABET ve suç teşkil eden beyan ve isnatlar gerekçesiyle, HAKKIMDA DAVA AÇILMIŞTIR. Camiamızı mağdur eden TEMAD'ın randevu isteğine cevap verme gereğini dahi duymayan, OYAK bu uygulamasıyla Sesimi kesmek istemektedir.

Olay yargıya intikal ettiğnden daha fazla açıklama yapmıyorum. Tüm Meslektaşlarımın bilgilerine sunuyorum. Saygı ve selamlar..
1 Salı, 02 Mart 2010 15:59
Necmettin
Sevgili Sınıfım,
'Ankara'nın Işığına Bak' başlıklı yazın benim yaşam felsefeme birebir uyuyor. Bu yazıda duygularımın özetini buldum. Yıllardır ufak yerleşim birimlerinde yaşamayı şiar edindim. Belki de taşralı ruhum kendini hiçbir zaman aşamadı. Veya aşmak istemedi. Metrepollarden hep kaçtım. yıllar önce bir gün belki yerleşirim diye İstanbul'dan satın aldığım daireye yerleşmeye hiçbir zaman cesaret edemedim. Emekliye ayrıldıktan sonra memleketim olan Gaziantep'e de dönemedim. Değirmendere'ye yerleştim. 17 Ağustos Depremi'nden sonra da Bodrum Yahşiyalı'da zorunlu ikametgahım başladı. O gün bugündür Bodrum - Gölcük arasında gidip geliyorum. Küçük yerlerde insan çok daha kolay mutlu olabiliyor. Stresten uzak, trafik ve büyükşehir yorgunluğundan soyutlanmış ve kalabalıkların bulaştırdığı yığınla kirlilikten arınmış, steril bir yaşamın güzelliğinın tadına varıyor! Yol yolak tarifi kolay, resmi daireler, bankalar genellikle ayni caddelar üzerinde olduğu için zaman sıkıntısı yok, simalar genellikle yabancı olmadığı için güven duygusu hakimiyeti eksiksiz. Ankara'ya her gidişimde kendimi çok büyük resmi bir dairenin koridorlarında dolaşıyor gibi hissederim. Kravatlı, takım elbiseli insanların yürüyüşleri bile bana çok farklı gelir. Ürker, hatta kendime itiraf etmesem bile birazcıkda korkarım.
Bu Sitede, senin teşvikin olmasaydı yazı yazmaya cesaret edebilirmiydim bilmiyorum. İnşallah yüzüme gözüme bulaştırmam ve seni mahcup etmem. Teşekkürler Sevgili Arkadaşım. Güzel yazıların ve aydınlık fikirlerin içinde!
Sağolasın, varolasın!
Necmettin Özdemir
Free template 'Feel Free' by [ Anch ] Gorsk.net Studio. Please, don't remove this hidden copyleft!