|
Dostlar, nihayet onbeş günü geçirmedik ve sizlerle buluştuk, yazımızın başlığını DAS KAPİTAL koydum, sebebi hikmeti kendi çelişkilerimizi, bulabildiğimiz eksiklileri ortaya koyalım ve bunları bazı başlıklarla sıralayalım dedik.
DAS KAPİTAL Malum bu kitap, Karl MARX'ın sosyalizmin gelişmesinde, belirleyici bir rol oynayan ana yapıtı, üç bölümden oluşuyor, yalnızca ilk bölümü olan,"Kapitalist üretimin gelişimi" yazarın sağlığında yayımlanmış, diğer iki bölümü ise Engels tarafından kaleme alınıp ileri tarihlerde yayımlanmıştır. Bu ciltleri okurken çok zorlanmış, 1989 yılımın ikinci yarısını DAS KAPİTAL'e vermiştim, bir arkadaşım da bana kinayeli bir şekilde takılmış, sağcı kardeşimiz solculuk doğum sancılarımı çekiyor yoksa demişti, ama yalancı hamilelikmiş doğum olmadı.
Karl MARX'ın DAS KAPİTAL'de güttüğü amaç, yalnızca XIX yy'da servetlerin üretim ve dağılım mekanizmalarının işleyişini açıklamak değil, ama aynı zamanda, sistemdeki çelişkileri göstermeye, çalışmak ve iktisadi kurumların gelişme yönünü ortaya koymaktı. Nihayetinde MARX'ın bu çalışmaları filizlenmiş ve olgunlaşarak, devrimlerle nihai hedefine doğru ilerlemeye devam etmiştir.
Fakat aslen Alman Yahudisi olan Marx'ın görüşleri gelin görünki ABD'ye göç eden diğer yahudiler tarafından, çürütülmek için çalışılarak, büyük sermaye sahipleri tarafından büyük bir operasyonla 90'larda kominizm çökertilmiş, (1917 devriminin arkasındada çar'ı sevmeyen 20.000 zengin rus yahudisi vardı malum) sanki, bu sistemi biz kurduk, istersek biz çökertiriz demek istemişlerdi.
Şimdilerde ise aynı güçler, küresel ekonomi, global dünya palavraları ile tüm milletleri emirleri altına almaya çalışmaktadırlar. Malum, tüm dünya ekonomisini yönlendiren, kendilerine gizli dünya devleti diyen"İLLUMİNATİ" örgüt piramitinin üstü 7 büyük şirketten oluşuyor, bunların başını'da ROCKEFELLER ve ROTHSCHİLD aileleri çekmektedir. Bu iki ailede yahudi olup, CFR, TRİLATERAL KOMİSYON ve BİLDERBERG gibi kuruluşlar bu ailelere bağlıdırlar. Dünya bankası gibi ne idüğü belirsiz finans kuruluşlarının, bunların arka bahçeleri olduğunu duymayan bir sağır sultan kaldı.
Şu anda ABD'nin Afganistanda yaptığı operasyonun arkasında, yıllık cirosu 500 milyar dolarları bulan beyaz zehir ticaretinin kontrolunü ele almak olduğu ve bu iş için tüm dünyayı kullandığı ortaya çıktığı halde yüzsüzlüklerine devam etmektedirler, aynı şekilde IRAK'taki operasyonda ırak petrollerinin % 78 nin alınması ile son bulmuştur. (Rockefeller ailesi dünyanın en büyük petrol karteli ABD şirketidir)
Yakında ırak'ı terk edecekler ama bir şartla, haklarımızı zedelemeyin diyerek çekilecekler, çünkü şu sıralar ABD İRAN'a yapacağı operasyon için ÇİN'i ikna etmeye çalışıyor, susması karşılığında ucuz petrol mamasını öne sürüyor, malum dünyanın en büyük petrol tüketicisi ÇİN, bu sebeple kendisine uygun mama sunuyor, biliyorum bütün bunlarla kafanızı sıkıyorum, ama yazmazsam ben sıkılırım, çünkü marx das kapitali okurken beni çok sıkmıştı, anlamak için çatladım patladım, ama şimdiki gözlüğümle baktığımda büyük ağabey kırmızı çizgi çektiğinde EX OLUYORSUN, canım sıkılıyor, çünkü toplumları yok kapitalizm, yok sosyalizm, yok küresel ekonomi uyutmaları ile meşgul edip, doymak bilmeyen iştahları ile hala dünyayı sömüren, vücutlarında 2.5 kğ'lık mide taşıyan 50.000 kişiye çalıştığımızı biliyormuyuz? Bir izm ortaya atıp dünyayı birbirine kırdıran bu GİZLİ DÜNYA güçleri nefislerini tatmin için IRAK'ta 1.000.000 insanın ölmesine neden oldular.
Bakıyorsunuz, Osmanlı'nın yıkılışını hazırlayanlar Emanuel KARASU önderliğindeki yahudi cemaati, Rusya'daki devrimi tertipleyenler 20.000 zengin rus yahudisi, ABD kapitaizmini kuranlar "İLLUMİNATİ" denilen zengin yahudiler, her tertibin altından çıkan bunlar, zaten bu kavim inançları gereği kendilerini üstün ırk, diğer insanları yahudilerin hizmetkarı görürler, şu sıralar dahada ileriye gidip bizi sirk maymunu gibi gördüklerine dair inancım fazlalaştı, çünkü bunlar "dayattığım bu küresel ekonomiye ayak uyduracak ve benim çıkarlarımı gözeteceksiniz" diyorlar, dünya üzerindeki operasyonların sebebi bu... Aşağıda verceğim alıntılarda görüleceği üzere, bunlar kendi geliştirdikleri tüketim kültürlerini topluma zerketmeyi şevkle yapıyorlar.
* Alışveriş tanrısının kulları artık mahalle aralarındaki küçük tapınaklarla yetinmiyorlar, onlarda birbirinden kopuk ve perakende küçük hacet tanrıcıklarına arz-ı ubudiyet edip imanlarını küçük derelere selsebil etmektense kendi çaplarında vahdeti arıyor,inananlarla inanılan şey arasındaki rabıtayı dişe dokunur hale getiren, yücelten ve uhrevileştiren büyük tapınaklarda AVM'lerde huzuru arıyorlar. Alışveriş tanrısının amiri piyasa tanrısı, iman arayışındaki bunalmış kitlelere şöyle sesleniyor. "Ey iman edenler, harcayın ve selamete erişin, biz ahir zaman tanrıları, aslında hep aynı hakikatten farklı suretler gösteren birer kristal yüzeyi gibiyiz. Önemli günlerini hediyeleşmeden geçirenler zinhar ziyandadır. Şeytan size "ne gerek var tutumlu olalım" diye sağınızdan, solunuzdan, önünüzden ve arkanızdan sinsice yaklaşıp seslenir. İğvasına kapılmayın. Harcayacak kadar kazanabilenler kardeştir. Şimdilik param yok diye yeise kapılmayın, kredi kartlarınız sizi tarağın dişleri gibi eşit kılar. Ne mutlu kartının hakkını verebilene, tüketiniz, mutlak hakikate gark olunuz.
* Bu alıntıdada görülüceği üzere yazar bu tüketim kültürüne vuruyor, bu küresel güçlerin savaşına karşı çok cesurca savaş vermediğimiz sürece ayakta kalmamız mümkün olmadığı gün gibi aşikar, Osmanlı'yıda türlü oyunlarla yıktılar, iştahlarının ve midelerinin önünündeki bütün engelleri yıkmakta, hiç bir beis görmüyorlar. Bunlar Karl MARX'ı bile mezarından çıkarıp, DAS KAPİTAL'i tekrar yazdıracak kadar acımasız, fütursuz ve ahlaksızlar.
MÜSTAFİLER İLE 141 142 VE 163'LÜKLER
Malum derneğimiz sorunsuzluk üzerine kurulmuş, sorunsuz üyeleri ve bunların sorunsuz anılarını paylaşmak ve yaşatmak üzerine kurgulanmış bir senaryoyu oynamak istiyor. Ama gel gör'ki hayat böyle değil, gerçekler karşımızda öylece yüzümüze bakıyor, 80 öncesi derneğe üye olabilen müstafiler 80 sonrasında derneğe ne yazıkki üye olamıyorlar. Çalışırken beraber olduğumuz, konuştuğumuz, sevdiğimiz, sevmediğimiz, atıldıktan sonra TSK'nın çırılçıplak, çoluk çocuğu ile kış günü kapının önüne koyduğu, bu yetmezmiş gibi sivilde de MGK tarafından takip ettirilip, BİT'lere, KİT'lere alınanlara da ambargo koydurup oralardan da attırdığı, ama çoluğunu çocuğunu askere çağırıp, gerektiğinde öl dediği, vergi aldığı bir kitle var, dini ve siyasi yönden YAŞ KARARLARI ile atılan, yani 48 imza ile sorgusuz sualsiz kovulan, iki tane istihbaratçının çektiği resimlerle ve hazırladıkları tutanakla işlerine son verilen mesai arkadaşlarımız var, onlar bu ülkenin insanları, yaşıyorlar ve canlı varlıklar, onlar bir hakim ve bir mahkeme tarafından yargılanıp atılmadılar, iki istihbaratçının raporunun üzerine atılan 48 imza ile atıldılar. Acılarını anlamak ve dinlemek, gözyaşlarını silmek zorundayız, şu anda mersin'de yaşayan devre arkadaşım 80 li topçu asb. Cafer YAKAR da bunlardan biri bu insanların ızdıraplarını dindirmek zorundayız. Görmemek, duymamak sorunu çözmüyor, yoketmiyor. İşin garibi ülkeyi küskünler mazarlığına dönüştürüyor. Bu insanların tek isteği var tekrar yargı yolunun açılması, dernek uçundan kenarından satırbaşı yapıp bu küskünlerle merhabalaşsa kıyametmi kopar diye düşünüyorum. UNUTMAYALIM HUKUK BİRGÜN SİZEDE LAZIM OLABİLİR.
NOEL BABA
Dostlarım, her yıl başımıza musallat edilen bu Noel Baba palavrası beni çok sıktı, sizi bilemem, yukarıda zikredilen alışveriş ve piyasa tanrıları ,Hıristiyanların bile tam olarak benimsemedikleri bu sarhoş ihtiyarı allayıp pullayıp aramıza soktular. Papalığın diğer milletlerin kültür değerlerinin yozlaştırılması yönünde, her yıl tonlarca para akıttığı malum, bize ait olmayan bu sonradan uydurma geyikli Noel Baba şarlatanlıklarına çok sıcak durmamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü kültür köklerimize kibrit suyu döküyoruz ve farkındada değiliz, yeni yılın son günü AVM de geziyordum, tanıdığım bir kardeşimiz kırklareli'li müslüman olan birine Noelin kutlu olsun dedi, kendisini kenara çekip izah ettiğimde çok pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. Ağabey haklısın biz hem eylemlerimizle hemde söylemlerimizle mesulüz ve bundan kaçamayız dedi. Evet bu küresel güçlere karşı elimizde kalanlarıda savunmamız lazım, TOPLUMLAR DEĞERLERİ İLE YAŞAR VE VAR OLURLAR.
Gelecek yazıda buluşmak dileği ile sağlık ve esenlikler temenni eder, Devletimize ve Milletimize ebedi saadetler dilerim.
|
"Dostlarım türk telekom satıldığı anda 19 milyon sabit hat abonesine sahip, 5 milyon aboneye AVEA üzerinden mobil hat hizmeti veren,500.000'e ulaşan ADSL abonesine ve dünyanın 13ncü büyük şebekesine sahipti, yalnızca 2500 adet gayrimenkul değeri 10 milyar doların üzerinde yatırımları ve isim hakkı ile 25 milyar doları bulan değeri vardı.Bu kadar değeri olan kurumun %55 hissesi 6 milyar 550 milyon dolara OGER'in malı yapıldı.Dünyada bazı devletlerin ellerindeki telekom hisselerine örnek vermek gerekirse,Almanya'da %43 devletin,Fransa'da %61, Japonya'da %33,Yunanistan'da %51,İngiltere'de tamamı halka arz,Norveç'te %79 devletindir. Unutmamak lazımdır ki özelleştirme kavramı, ekonomik bir gereklilik değildir, bu husus ekonomik örgütlenmede tamamen siyasi bir tercihtir. Dostlar 1980 lerde insanların zihninde oluşturulan bireyci düşüncelerle tüketim kültürü insanların vardığı en yüce basamak olarak olarak sunulurken, tüketimin yarattığı haz toplumun afyonu oldu, bireylerde bu düşünceler oluşurken,devletlerde de karşılıksız harcama alışkanlıkları moda haline getirildi,bir zamanlar Osmanlı Devletinde 1838-1849 yılları arasında kapitülasyon adı altında yabancılara verilen taviz ve imtiyazlar devleti mal üretemez hale getirmiş, sonuçta aşırı borçlandırmıştır.Önce DUYUN-U UMUMİYE ve arkasından tüm devletin maliyesini elinde tutacak olan, maliye komisyonu kurulmasını öngören SEVR'in 232 nci maddesi koca devlete imzalattırılmıştır. Osmanlının 1854 yılında başlayan borçlanma politikasının sonucunda oluşan borç stoğu 1954 yılında yapılan son ödemeyle bitmiştir." dikkatli olmak lazım tabii bize herşeyi özelleştirin canım devlet mal üretirmi diyen FRANSA'nın devlet olarak %57 ile demir çelik piyasasında olduğunu unutmayalım,Fransa şu anda çalkalanıyor, malum renault CLİO üretiminin tamamını TÜRKİYE ye kaydırdı, fakat şirketin böyle birşey yapmama karşılığında devletten 3 milyar euro aldığı ortaya çıktı ve hükümette sıkıntı oluştu,bundan maksat olaylara çok geniş perspektiften bakmamız gerektiğidir. Her hal bu yazımızda köşe yazısı gibi oldu sıktıysak af ola kalın sağlıcakla......
“Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı” sloganı ile nerelere geldik. Rekabetin olmadığı, tekelciliğin hakim olduğu bir ortamda yıllarca sömürüldük. Vecihi HÜRKUŞ borçlu olarak hayata göz yummasına neden olunurken, sanayi sitelerinde doğan görünümlü şahin marka araba üretmeyi marifet saydık.
Türkiyede en mutlu çalışan kesim, yabancı şirketlerde çalışanlar. Hepsi hakkını almakta ve insanca muamele görmekten mutlular. Üniversite mezunu bir genç olsam, önceliğim yabancı bir firma da çalışmak olurdu.
Yabancı şirketleri hayır demeden önce asgari ücretle yaratılan” modern kölelik” sistemini kaldıralım. Temizlik işçisinden, müdürüne kadar herkesin mutlu olduğu çalışma ortamı yaratalım. Beyinlerdeki 1 koyup 10 misli alma düşüncesini değiştirelim. Adama göre iş değil, işe göre adam anlayışını yerleştirelim. Çuvaldızı kendimize batıralım, kabahati başkalarında aramayalım. “Bal tutan parmağını yalar” ya da “At binenin kılıç kuşananın” atasözüne sığınıp kendimizi hep haklı görmeyelim.
Mevcut şartlarda “milli tercih” tekelciliğin hortlağı felaketten başka bir şey getirmez. Türkiyeyi bu hale getirenler ne ABD ne de başka ülkelerdir. Öyle olsa bile en az suçlulardır. Suçun en büyüğü devrim arabalarına 1.400.000TL ayırıp at nesli için 25.000.000 TL ödenek ayıran zihniyetlerdir. Cellattan bahsetmişken yerli cellatları gözardı etmeyelim. Yerli malı kullanırken kazıklanmayı da hayır . Saygılarımla.
İçerisinde bulunduğumuz tehlikeleri çok güzel tespit etmişsiniz. Ben de çareyi yazıyorum gelir seviyesi çok sınırlı Türk toplumu ve özellikle bizler toplumun en eğitimli ve bilinçli kesimleri harcamalarımızda mutlaka milli tercih ve bilinçli tüketime yönelmeliyiz. Düşmanlarımızı finanse etmemeliyiz. Geldikleri gibi gitmeliler. Türkiye yabancılar için iştah kabartan bir büyük pazardır. Bizler de malesef sureti haktan gözüken bu çokuluslu şirketlerin arkasındaki güçleri göremediğimizden cellatlarımızı beslemeye devam ediyoruz. Hemen bir kampanya açılmalı kitleler bilinçlendirilmelidir. Yoksa çok geç olacak.
EY MİLLET UYAN...
Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan !
Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?
Ne Kürtlük, ne de Türklük kalacak aç gözünü !
Dinle Peygamber-i Zişanın İlahi sözünü.
Veriniz başbaşa; zira sonu hüsranı mübin,
Ne hükümet kalıyor ortada, billahi ne din !
"Medeniyet !" size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Ne bu şuride siyaset, ne bu fasid dava?
Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz...
Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!
Bunu benden duydunuz, ben ki evet, Arnavudum...
Başka birşey diyemem ...İşte perişan yurdum!...
MEHMET AKİF ERSOY