|
“çavuş” kimlerdir .!.
Dumanı üstünde taze bir dede olarak, elimi bastona alıştırmak gerekir mi diye düşünürken parmaklarımı klavyede bulur oldum.
M.Ö. (Milenyum Öncesi) emekli bir astsubay olarak güncel teknoloji ile tanıştım.
Önceleri oğlumun işlerini aksatarak ya da kızımın doktora çalışmalarını riske atarak onların bilgisayarlarından bir şeyleri bozarak, karıştırarak azıcık dinozor emekli sıfatını ret edercesine, kendimce entel ve güncel olabilmek adına ''Bu ne, bu ne?'' soruları ile en azından yazı yazmayı, mail göndermeyi öğrenebildim. Bizim zamanımızda bilgisayar vardı, internet vardı da yazmam mı dedim.!.
Kızım kendisine yeni bir bilgisayar alınca, ben de kolayca bir lap top sahibi oldum. Tutmayın gayrı bu milenyum dedesini?
İnternette sörf yaparken Türk Dil Kurumu sitesine girivermişim!
Tabi ki tesadüfen değil.
Mesleğimizin rütbe asıl ismi olan ''çavuş'' Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle tanımlanmakta;

ÇAVUŞ:
1. Bir işin veya işçilerin başında bulunan ve onları
yöneten sorumlu KİMSE.
2. Osmanlı devlet teşkilatında çeşitli hizmetler yapan
KİMSE.
3. Osmanlı ordusunda üst komutanların buyruklarını ast
komutanlara ulaştıran GÖREVLİ.
4. Onbaşıdan sonra gelen ve görevi manga komutanlığı
olan ERBAŞ.
5. Askeri okullarda sınıf BAŞKANI.
Not: Çavuş, yukarıdaki kullanım yeri örneklerindeki
gibi (kimse, görevli, erbaş ve başkan) benzeri
destekleyici tanımlarla açıklanmak zorunda
kalınan ortak bir isimdir.
ASTSUBAY:
Silahlı Kuvvetler yasasına göre Astsubay Meslek
Yüksekokulların yetişerek silahlı kuvvetlere katılan
astsubay çavuştan astsubay kıdemli başçavuşa kadar
rütbesi olan asker, GEDİKLİ.
GEDİKLİ:
1. Gediği olan.
2. Müdavim.
3. ASTSUBAY.
Astsubay sınıfını ve rütbesini de tanımlayan bu terimler kolayca anlaşılacağı gibi salt bir sınıfa, kişiye veya mesleğe özgün olmayıp, birden çok kullanım yeri vardır.
Ayrıca, bir kök kelimeden türediği veya birleşik isimlerden oluştuğundan sahiplenme veya korunma özelliği de yoktur.
Tarihte kalması gereken (gedikli) sıfatı ısrarla astsubay tanımlaması için kullanılmaya çalışılmaktadır. Bu ısrarlı inada ''irtica'' denmezse, ne denir?
Astsubay adının paylaşılmak istenmeyip her şeye rağmen (t) harfinin yazılmasında/yazılmamasında direten yaklaşım abes ile iştigaldir, sanırım.
Astsubay rütbe isimlerindeki bu özellikler, subay rütbe isimlerinde kesinlikle bulunmamaktadır. Günümüzde ikinci bir kullanım yeri yoktur. Patentleşmiş gibidir. Birleşik olanları ve türevleri de yine kendisini tanımlamaktadır. Bu nedenlerden, hukuken de kolaylıkla korunabilmektedir.
Bu basit ve kısa incelemeden sonra üzerinde durulması gereken, astsubay rütbe isimlerinin, subay rütbe isimlerine benzer özellikte yeniden düzenlenmesidir.
Böyle bir düzenleme ile mevcut birçok sorunun kolaylıkla çözülmesi için elverişli bir zemin hazırlanmış olacaktır.
Bu amaçla hazırlanacak bir taslak önerinin ideal bir biçime getirilmek amacıyla, camiamızın görüş ve yorumlarına sunulmasının yararlı olacağını düşünüyorum. Böyle bir çalışma ile en azından gelecekteki meslektaşlarımıza bu amaç için yön göstermiş oluruz. Mesleki deneyimlerimizi geleceğe aktarmakta borçlu olduğumuzu sanıyorum.
Okuduğum askeri okulun kendine özgün olmayan öğrenci üniformasının değiştirilip, bugünkü şekle getirilmesinde bizden önceki meslektaşlarımız ve bizler de çok çaba tükettik, çok özlemini yaşadık. Hemen bizden sonraki dönemde değiştirildi. Bunu her zaman özel bir keyif ile hatırladık.
Şapka siperi üstündeki bandın, siyahtan sarıya dönüştürülmesi, avutucu ve oyalayıcı olmamalıdır.
Astsubay rütbe isimleri ve işaretleri de kolayca ayırt edilen, sadece kendi sınıfını tanımlayan özgün şekilde olmalıdır.
Bu amaçla,1959-1960 yıllarında Gölcük Astsubay Orduevi Müdürü olan Dz. Astsb. Kd. Başçvş. Nedim TINAZ’ın resmi örnek olarak bu sayfada sunulmuştur.
Bu konuda bilinçli, ısrarlı ve takipçi olunursa, istenen sonucun alınacağına inanmak, her şeyden önde gelmektedir.
Selamlarımla / M.S / Aralık’09
|