|
Dostlarım bu yazımda sizlerle 2004-2005 yıllarında sıcaklığını korumuş,fakat şu günlerde bizim tarafımızdan gündemde tutulmayan fakat ecnebiler tarafından daima takip edilen bir konuya değinmek istiyorum... Başlıktan da anlaşılacağı üzere ANZAK'lar ve ÇANAKKALE üzerinde biraz kafa yormak istiyor sizi de elimden geldiğince bilgilendirmek istiyorum. "ANZAK" sözcüğünün manası nedir,hiç düşündünüz mü ? Mutlaka biliyorsunuzdur ama biz yinede yazalım; İngilizceden dilimize geçmiş olan "ANZAC" sözcüğünün okunuşudur. Anzac ise "Australian and New Zealand Army Corps" yani Avustralya ve Yeni Zelanda askeri birliklerinin (Kolordu) ingilizce olarak kısaltılmış halidir. Bu kolordunun askerlerine de "Anzak" denilmektedir. Malum bu askeri birlikler Birinci Dünya Savaşın'da ecdadımıza karşı Çanakkale'de savaştılar, Gelibolu'ya çıkarma yapan anzakların birçok askeri öldü ve bunlar Gelibolu Yarımadası'na gömüldü ve halen burada mezarlıkları mevcuttur. Aklımıza hemen şu soru gelmiyor değil, hemen olmayabilirdi ama 5-10 yıl sonra imkanları olmasına rağmen, binlerce ölüsünü götürmek var iken burada niye bıraktılar? Büyük bir gemiyle gelip kemikleri tasnif edip götürebileceklerken götürmemeleri çok düşündürücüdür. her yıl gelip burada ayin yapıp ağlayacaklarına dedelerini memleketlerine taşıyıp mezarlarının üzerlerine "Artık vatanınızdasınız... huzur içinde yatın." yazılabilirdi, her yıl 25 NİSAN'da gelip ağlayacaklarına bu hareket atalarının ruhlarına karşı daha hürmetkar bir tutum olurdu, para içinde servet içinde yüzen yeterli donanım ve bilgiye sahip bu ülkeler nedense atalarının cesetlerini düşman ellerde bıraktılar, NİYE, NİYE, NİYEEEE
Malum o yıllarda Avustralya ve Yeni Zelanda İngiliz sömürgesiydi ve İngiliz bölge valisi tarafından yönetilmekteydi, yani filmin "ESAS OĞLANI" İngiltere idi ve ingiltere denilince hemen bunun altında hin oğlu hinlik aranması gerektiğini tarih bilincimizin bize söylemekte olduğunu görüyoruz, Evet dostlar, 21 Kasım ila 24 Temmuz 1923 tarihleri arasında yapılan Lozan Konferansı'ndaki görüşmelerde İngiltere'nin Gelibolu Yarımadası ile ilgili ısrarlı talepleri olmuştur,İngiltere heyeti başkanı Lord Curzon çıkartma yaptıkları Gelibolu'daki 436 hektarlık alanı alenen talep edince,İsmet İNÖNÜ bu konuda ısrar edilmesi halinde Türk heyetinin görüşmelerden çekileceğini ifade edince, ingiliz heyeti bu talebinden vazgeçmiştir. Gerçekten vazgeçtiler mi? yoksa gibimi göründüler, Evet ne yazıkki Lozan Antlaşması'nın 128. maddesini kendi isteklerine göre düzenlettirip mezarlıkların kullanımında tamamen inisiyatifin kendilerinde olmalarını sağladılar,bu konuyu görüşmelerde uzun süren pazarlıklara konu ettikleri açığa çıkmakta olup yazımın başındaki NİYE sözünün arkasındaki soru işaretlerinin bir kısmı açığa çıkmaktadır,şimdiki gelişmelere baktığımızda vazgeçmediklerini 90 yıl önce vazgeçmiş gibi göründüklerini görüyoruz. Şimdi film başlıyor; Yıl 2003 milli parka ait plan ve projeler tamamlanır ve yapımlarına hız verilir, şehitliklerin yapımına sıra gelince tuhaflıklar başlar Bill SELLARS isimli Avustralyalı gazeteci Türk asıllı eşiyle birlikte Eceabat'a gelir ve yerleşir. Daha önceden terör örgütü PKK ile ilgili çalışmalarıyla bilinen SELLARS yarımadanın her tarafını karış karış gezer, her gördüğünü kayıt altına alır ve "mezarların tahrip edidiği,''Lozan'a aykırı çalışmalar yapıldığı" yaygarasını kopartır. Bununla birlikte yerli basında da dezenformasyon haberleri dikkat çekmeye başlar. Yapılan çalışmaları denetlemek üzere bölgeye giden Milli Parklar Genel Müdürü Prof. Mustafa Kemal YALINKILIÇ bu gazeteciye tesadüf eder ve çalışma izninin olup olmadığını sorar, izninin olmadığını öğrenince de bölge dışına çıkarmak ister, buna karşılık Sellars'ın verdiği cevap son derece dikkat çekicidir;"KİMİN TOPRAĞINDAN KİMİ ÇIKARTIYORSUN ?" işte yazılan çizilen ve yaşananların perde arkasını aydınlatacak cümle budur. Akabinde Sellars'ın yazıları neticesinde olaylar hız kazanır ve iki hükümet arasında mekik diplomasisi başlar, Bu arada Avustralya ve Türk başbakanlarının 26 Nisan 2005 tarihinde yaptıkları görüşmede Anzak bölgesinde turistik amaçlı yapılacak ilave inşaatların(konu açıklığa kavuşuncaya kadar) durdurulması kararı alınır.Yapılan araştırmalar neticesinde iddiaların gerçek olmadığı anlaşılır ve yetersizliği anlaşılan büyükelçilik görevlisi Gary Back emekliye ayrılır. Avustralya'da sorun bitmiştir,ancak Türk tarafında sorun devam eder. Dışişleri Bakanlığı'ndan, Çevre ve Orman Bakanlığı'na,Büyükelçi Süha Umar imzası ile gelen yazılarda sürpriz bir şekilde projenin durdurulması istenir ve Anafartalar Sahil Yolu Projesi durdurulur. Bizim dışişlerinin bu aptalca ve korkakça tutumu üzerine cesaret alan Avustralya hükümeti Türkiye'ye nota üstüne nota verir,Avustralya senatosu Gelibolu'ya bir teftiş yapılmasını ister, bu arada "BAKI TERASLARI"projesi durdurulur,halen görev yapan mezarlıklar koordinatörlüğüne ek olarak Avustralya Hükümeti tarafından (görev tanımı tam olarak bilinmeyen) bölge koordinatörü atanır,Avustralya Hükümeti tarafından, ANZAK koyunun Avustralya Kültürel Mirası ilan edilme talebi Türkiye'ye iletilir, anılan talep hukuki nedenlerden reddedilir, bunlardan sonuç alınamayınca bu kezde dünya kültürel mirasına dahil edilmeyle ilgili hazırlıklar başlar. Bu baş dödüren trafiğin neticesinde ve tarihlerde,Başbakanlık danışmanı bir milletvekili Avustralya'yı ziyaret eder ve bir tane bile Avustralya vatandaşı olmayan Çanakkaleye ,Avustralyaya ait bir Konsolosluk açılacağı haberini verir,Evet Mart 2006 da Avustralya Çanakkale'de Konsolosluk açar, İstanbulda konsolosluğu olan bir ülke niye Çanakkaleye konsolosluk açsın,ekonomi biliminin her türlü kaidesini bilen, mühendislik disiplinine haiz bu toplum niye bu kadar masraf yapıyor, bir koyup beş almaya alışmış yaptığı her işte kar beklentisi olan batılı Avustralya tüm bu masrafları niçin yapıyor, dünyanın öbür ucundaki bir kente bir konsolos ve personel atayacaksınız, bir bina kiralayacaksınız veya tarihi bir binayı satın alıp restore ettireceksiniz,lojman kiralayacaksınız veya satın alacaksınız,personel maaşı,hizmet binası ve lojman giderleri v.s tüm bu masraflar niçin, senede gelecek 3-5 bin Anzak'lı için mi? Ben tüm bu olanların turizme katkı sağlamak için olmadığını düşünüyorum,Avustralya ve Yeni Zelanda'nın İngiliz asıllı"Avustralya Genel Valisi"nin denetiminde olduğunu unutmamak lazım geldiğini düşünüyorum.Her yıl 250.000 şehidimizi aşağılar gibi, düğüne gelir gibi gelip,sanki bizim ülkemizi işgale gelmemişler gibi lanse edilip,iyi çocuk muamelesi gören kuzu postuna bürünmüş Avustralya görüntülü İngiliz casuslarına ve yardakçılarına ne yazık ki ben iyi bakamıyorum ama Avrupa'dan ve Amerika'dan emir almaya alışmışlar için bu çok normal olabilir onların ruh ve bedenleri çoktan sahipleri tarafından satın alındı, ama bu asil milletin satın alınmıyan fertleri olduğunu unutmasınlar,dostlarım yukarıda zikrettiğim hususlar birkaç yazar ve birkaç milletvekili haricinde üstünde bile durulmadı yerel ve ulusal basın STÖ 'ler siyasi partilerin ne olduğuna dair bir fikirleri bile yok,olanları sıradan şeyler olarak kabul edip üzerini örtme derdindeler çünkü yukarıda zikrettiğim hususlar iki taraflı değnek bu işte batılı ağabeylerinin şimşeklerini üzerlerine çekerlerse zinhar bir daha iktidar yüzü göremezler ne olacak canım biraz taviz versek kıyametmi kopar düşüncesinde olan birçok bürokrat varolduğuna inancım ne yazıkki devam ediyor,Kalın sağlıcakla...
|